15 Ağustos 2016 Pazartesi

MAKSAD' I MUHABBET VE GRUP TİRHANDİL

Ayvalıkta özel bir yazıyı hak eden bir yer de iki gece yemek yediğimiz ve çok eğlendiğimiz Maksad'ı Muhabbet...

Gittiğimiz cumartesi akşamı nerede yemek yesek diye düşünürken kulağımıza gelen buziki sesi ve Yunanca-Türkçe şarkıları izleyerek Maksad'ı Muhabbeti bulduk. Maksad'ı Muhabbet  eski gümrük meydanında bulunan ve 10-12 masası olan bir yer ...Biz gittiğimizde tüm masalar doluydu. Garson "maalesef hiç yerimiz yok" deyince istemeye istemeye geri döndük. Ama aklımız da Maksad'ı Muhabbet'in sıcak ortamında ve müziğinde kaldı... 

Hadi şansımızı bir de pazar gece deneyelim dedik veeee neyse ki yer bulduk.


Maksad'ı Muhabbet'in sahibi Nazif Bey, burayı henüz bir kaç ay önce devralmış. Nerede ise her şeyle kendisi ilgileniyor. Yemek olarak Ege meze çeşitleri var. Hepsi de çok lezzetli. Biz Girit ezmesi, haydari, isli uskumru, isli midye, patlıcan salatasını denedik. Hepsi de muhteşemdi. Bu arada mezeleri Cenk Bey yapıyor. Cenk Bey'in bir de "Ayvalık Aşkı " adında Ayvalık yemekleri tariflerinin olduğu bir yemek kitabı olduğunu öğrendik. Hayranım üretken insanlara...

Evet mezeler muhteşem, rakı zaten benim favorim, güleryüz sınırsız ama bence Maksad'ı Muhabbeti tamamlayan bir şey daha var o da GRUP TİRHANDİL...

Grup Tirhandil; "bir deniz, iki yaka, üç müzisyen her akşam 21.00 de Maksad'ı Muhabbete demirliyorlar, bildiklerinizi hep birlikte söylemek için"..( Bu arada tırnak içindeki bu cümleyi face book sayfalarından aldım. Umarım kopya çektiğim için beni affederler ama ne yapayım kendilerini öyle bir güzel ifade etmişler ki ben ne yazsam olmayacak şimdi. )

Grup Tirhandil; Buzuki de Can, Bateride Salih ve gitarda Hasanaki çıkmışlar yola ve Maksad'ı Muhabbette demirlemişler..Söyledikleri Yunanca ve Türkçe pop şarkılar sizi alıp götürüyor. Güzel bir adetleri var. Her bir masaya şarkı hediye ediyorlar...Çok geniş bir repertuarları var...Kısaca güzel müzik yapıyorlar. 

Maksad'ı Muhabbetin sahibi Nazif Bey, arkadaşı Mehmet Bey ve Grup Tirhandil. Hepsi Maksad'ı Muhabbette öyle yerli yerinde ki.... Güler yüzleri, neşeleri, kibarlıkları, samimiyetleri ile bizde güzel anılar bıraktılar...

Ayvalığa yolunuz düşerse mutlaka  Maksad'ı Muhabbete uğrayın ve Cenk Bey'in muhteşem mezelerini tadın, Nazif Bey ve Mehmet Bey ile sohbet edin ve Grup Tirhandil'in müziğe gönül vermiş üç müzisyen'inin muhteşem müzikleri ile unutulmaz bir gece yaşayın derim ben....

Ah az daha unutuyordum.Merak edenler için: Dayanıklı ve zarif bir tekne olan Tirhandil  Yunanca da üçe bir anlamına gelen Trikakena kelimesinden türetilen Trikandini nin zaman içinde değişmesiyle ortaya çıkmış. Trihandillerin en büyük özelliği eninin boyunun üçte biri olmasıymış. Alçak, kavisli ve zarif bir yapısı olan tekne yelken ve kürekle yürütülüyormuş. 













AYVALIK...BALIK VAR YERSEN, DENİZ VAR YÜZERSEN (1)

Uzun süredir araba ile şehirlerarası yolculuk yapmamıştım. Oysa ne çok severim araba yolculuklarını....Bir yerlere yetişmeye çalışmadan basıp gitmek, istediğin yerde durmak... Çay, kahve içmek, sonra yine gitmek, gitmek...Ama ne yazık ki zaman darlığı, vakitten kazanalım falan derken bir de üzerine iş seyahatleri eklenince ömrümüz uçaklarda geçer oldu. Uçak yolculuğunu da severim ama dedim ya araba ile yolculuk etmek ayrı bir zevk. Yollarda giderken şarkı söylemek, bulutlara bakarak benzetmeler yapmak..... Unutmuştum, hatırladım.

Arkadaşım Aysunla son anda karar verdik, booking.com dan gözümüze güzel görünen bir butik otelden yer ayırttık ve günlerden bir cumartesi yola çıktık. Aysun nedense manuel araba kullanmayı sever. Ben de otomatik araba kullanabilirim dolayısı ile tüm yolculuk boyunca Aysun araba kullandı ben ben co-pilotluk yaptım. Bilmediğimiz yollarda yandex den yolu takip etmediğim için bir iki kere azar bile işittim "ne biçim co-pilotsun sen" diye....

Yollarda kahve, çay molası vere vere Ayvalığa geldik, otelimizi bulduk ve yerleştik. Veee attık kendimizi Ayvalık sokaklarına....

Ayvalık denilince insanın aklına ayva geliyor oysa Ayvalık zeytinleri ve zeytin sanayi ile geçimini sağlayan sevimli ve muhteşem bir yer. Peki bu Ayvalık adı nereden geliyor? 

Bu konu ile ilgili bir sürü sav var. Bunlardan bir tanesi Ayvalık adının yabani ayva ağacından geldiği. Ayvanın MÖ 650 yıllarında Yunanistanda yetiştirilmeye başlandığı düşünülürse akla yakın geliyor bu sav. Rumlar buradaki yerleşime Kdonia adını vermişler, 19 yy sonlarına doğru Rumlar tarafından da Aivaly ya da Asivali  şeklinde kullanılmış ve en sonunda Rumlarla Türkler adada birlikte yaşamaya başladıktan sonra ada'nın adının Kdonia/Aivaly/Ayvalık şeklinde değişime uğradığı düşünülmektedir. Bunun dışında Ayvalık adı ile ilgili olarak bir çok farklı bilgi var. Ben bana en mantıklı gelenini yazdım burada.

Ayvalık Balıkesir'in Ege bölgesi tarafında kalan bir ilçesi. Otelden çıktık ve başladık yürümeye.. İkimizde bilmediğimiz yerlerde kaybolmayı severiz...Daldık bir yerlerden ara sokaklara... (Yanlışlıkla çingene mahallesine girmişiz ama olsun) Ayvalık daracık sokakları, tarihi taş evleri ile hemen sizi içine alıveriyor. Gezmeye başladıktan yarım saat sonra "acaba ilerde buraya yerleşirmiyim" diye düşünmeye başladım.



Ayvalığın sevimli sokakları



Ayvalığın sevimli evleri



Mübadele yıllarından kalmış bir taş ev. Ev in üzerindeki tabelada yapım yılı 1899 olarak yazıyor.
Ayvalıktaki evlerin bir çoğu dünyada tek örnek olan mübadele sırasında burada yaşayan Rum vatandaşlarımızın evi. Ne yazık ki insanlar yerlerinden, yurtlarından koparılıp değişime zorlanmış. Tabi aynı şey Yunanistanda yaşayan ve mübadeleden nasibini alan Türkler için de geçerli...Neyse olayları olduğu zaman ki şartları ile değerlendirmek gerektiği için biz de öyle gerekmiş diyelim ve konuyu kapatalım. Taş evlerin üzerinde hep yapım yılları yazıyor ve çoğu 1800-1890 lı yıllara ait.

Ayvalık sokaklarında gezerken Pino adinda harika bir kafe keşfettik ve hemen bir kahve molası verdik.

Cafe Pino/İnsan burada kahve molası vermez mi ?Bu arada Pino'nun bulunduğu binanın yapım yılı 1881 


Ayvalık adaları  22 adadan oluşluyor fakat bunlardan sadece Cunda ( Alibey ) Adası yerleşime açık. Diğer adalar milli park ilan edilmiş ve yerleşim yasak. ( İsabet olmuş)

Cunda adası 1995 yılında yapılan bir köprü ile Ayvalığa bağlanmış. Bu nedenle adaya karayolu ile gidebiliyorsunuz. Ayrıca bu köprü Türkiye'nin ilk boğaz köprüsü olma özelliğini taşıyor.

Veeeee Türkiye'nin ilk Boğaz Küprüsü 



Biz pazar günü gittik Cunda adasına. Doğal olarak kalabalıktı ama bünyelerimiz  İstanbulda kalabalık ile yaşamaya alışkın olduğu için hiç sorun etmedik. Arabayı merkez otoparkına parkettik ve daha önce sıkı bir şekilde dersimizi çalıştığımız için Ayvalık Rahmi Koç Müzesi/ Taksiyarhis Kilisesine gitmek üzere otopark'ın  karşısındaki sokağa daldık.


Cunda'nın sevimli sokakları




Cunda Adası sokakları (Bu sokaktan Aşıklar Tepesine çıkabilirsiniz)

























Rahmi Koç Müzesi / Taksiyarhis Kilisesi:

Rum Ortodoks Cemaati tarafından 1873 yılında inşa edilen  Kilise Rahmi Koç Tarafından müze haline dönüştürülmüş. Neo Klasik mimari uslubunda inşa edilen kilise, tek kubbeli, bazilika tipinde dikdörtgen planlı. Ayvalık ve çevresine has bir taş olan sarımsak taşından yapılmış kilisenin iki çan kulesi var fakat ancak bir tanesi günümüze kadar gelebilmiş. Kilise içindeki çan 2. Dünya Savaşı sırasında halka haber vermek için kullanılmış. Dünya'nın en büyük çanı olan bu çan bugün Bergama Müzesindeymiş.. Kilise'nin  iç mekanı bitkisel bitkisel ve geometrik motiflerle bezenmiş.

Kilise' nin geometrik tavan detayları



1927-1928 yılları arasında camiye çevrilen kilise, 1944 depreminde hasar görmüş. Neyse ki 1976 da Ayvalık çevresi ile birlikte doğal ve tarihi sit alanı ilan edilmiş ve Taksiyarhis Kilisesi de Korunması Gerekli Taşınamaz Kültür Varlığı olarak tescillenmiş.












Rahmi M.Koç tarafından 2011 de başlatılan resorasyon 2014 de bitmiş ve kilise Ayvalık Mustafa R. Koç Müzesi olarak halka açılmış.Taksiyarhis Kilisesi Cunda nın en önemli tarihsel yapısı olma özelliğini taşıyor. 







Taksiyarhis Kilisesi Cunda'nın en önemli tarihsel yapısı 

Müzede oyuncak arabalardan buharlı modellere kadar eski arabalar, bebek arabaları,ölçüm aletleri, sergileniyor.








Giriş ücreti 10 TL Bu arada Koç çalışanıysanız müzeyi ücretsiz gezebiliyorsunuz.






Müze çıkışında küçük bir kafe ve hediyelik eşya satan bir dükkan var. Aysun ve Ben alışveriş konusunda iyi bir ikiliyizdir. Aynı şeyleri severiz. O nedenle bıkmadan inceledik hediyelik eşya dükkanını da...

Bu arada müzenin hemen çıkış kapısına yakın konumlandırılmış zeytinyağı mengenesi dikkatimizi çekti. Aşağıda fotoğrafını gördüğünüz zeytinyağı mengenesi ilk defa 1. yy da Romalılar tarafından icat edilmiş. Öncelikle şarap ve zeytinyağı üretiminde kullanılmış. 15 yy ortalarında Gutenberg in icat ettiği matbaa makinesine de ilham vermiş.



İlk defa I. yy'da keşfedilen zeytinyağı mengenesi
Kiliseyi gezip, listemizdeki gezilecek yerlere bir çentik attıktan sonra ara sokaklarda geze geze aşıklar tepesine çıktık.Veeee ahhh o manzara....Ama manzaradan önce size yine Rahmi Koç tarafından restore ettirilen bir başka yapıyı ve Yel Değirmenlerini anlatmam lazım. 

Adanın ilk Yel Değirmeni 

Adada 1600-1650 yılları arasında kurulan yel değirmenlerinden ilki Aşıklar Tepesinde ve birazdan anlatacağım Agios Yannis Kilisesi nin batısında bulunmaktadır. Bu yeldeğirmeni dışında ada'nın kuzeydoğusunda iki, kuzeybatısında da bir ve en son yapılan ve limanın güneybatı kısmında bulunan yeldeğirmeni olmak üzere adada 5 tane yeldeğirmeni bulunmaktadır. Aşıklar tepesinde bulunan ilk değirmenin büyük olasılıkla manastıra un sağladığı tahmin edilmektedir.

Cunda adası'nın ilk yeldeğirmeni 

Dünün Agios Yannis Kilisesi Bugünün Necdet-Sevim Kent Kitaplığı

Aşıklar tepesinde bulunan manastırın ana kilisesi olan ve kuzeybatı kısmında bulunan Agios Yannis Kilisesi Edremitli iki keşiş tarafından Aziz Yahyaya atfen inşa edilip; Patrik Teodosios zamanında ve Fatih Sultan Mehmet'in İstanbulu fethinden hemen önce İstanbulda Fener Rum Patrikhanesine bağlanmış. Kilisede bulunan kitaplık 1835 yılından itibaren zenginleşmiş, dini kitaplar yanında 17. ve 18. yy kilise hukuku hakkındaki yayınlarla da ünlenmiştir. 1924 yılında yaşanan mübadele sonrası Şapel de zamanla tahrip olmuş.

 Bugün kütüphane olarak ziyarete açık olan Agios Yannis Kilisesi

Yıllarca harap bir şekilde kalan değirmen ve şapel Rahmi M.Koç tarafından retore ettirilerek 07.08.2007 tarihinde kütüphane olarak halka açılmış. Kitaplığa ilerleyen yaşı nedeni ile göz sağlığı bozulan ve "Göremediğime değil, okuyamadığıma üzülüyorum" diyen Necdet Kent'in ve eşi'nin ismi verilmiş. Necdet Kent'in oğlu Muhtar Kent babasından kalan 1300 den fazla kitabı bu kitaplığa armağan etmiş.

Agios Yannis Kilisesi/Necdet-Sevim Kent Kitaplığ

Kütüphaneyi gezdikten sonra hemen çıkışında bulunan minik kafede oturup muhteşem Ayvalık manzarasını seyrettik. Bu arada Aysunla bir nostalji yapıp mozaik pasta yedik. Bu arada içtiğimiz çay muhteşemdi. Bilemiyorum belki de yorulduk o nedenle çok iyi geldi ama o muhteşem Ayvalık manzarası karşısında çayın tadına doyamadık. Sanırım bir saate yakın oturduk.

Kütüphanenin çıkışındaki minik kafeden görülen muhteşem Ayvalık manzarası
Adanın sokaklarını geze geze tekrar meydana indik.

Ada'nın meydanında bulunan sayısız kafelerden biri

Hediyelik eşya tezgahları

Cunda Adasında mutlaka uğramanız gereken bir yer de adanın meydanında bulunan ve adanın simgesi haline gelmiş olan ve 150 yıldan daha eski olan ve ayvalığa özgü sarımsak taşından yapılan binada bulunan Taş Kahve. Taş kahvenin içine girdiğinizde ilk farkedeceğiniz şey yüksek, ahşap tavanı ve vitray camları. 
Giritte babası ile kahve işleten Hüseyin Bey mübadele sırasında babasını kaybeder ve annesi ile birlikte Cundaya yerleşir.1927 yılında da Taş Kahvenin bulunduğu binayı satın alır. Hüseyin Bey, oğlu Ali Barış 3 yaşındayken vefat eder. Kahveyi bugün 3 nesilden beri kahveci olan Ali Barış  işletmektedir. Hüzünlü bir hikaye ne yazık ki...
Maalesef Taş Kahve de fotoğraf çekemedim. Çünkü üzerinde çok kocaman bir tente var ve kahvenin tüm özelliğini ortadan kaldırmış. İlk gittiğimizde "herhalde burası değildir" diye düşündük. Sonra masa kenarlarında yazan "Taş Kahve" yazısını görünce anladık doğru yerde olduğumuzu...O nedenle kahvenin ruhunu yansıtacak bir fotoğraf çekemedim. Artık bir daha ki sefere....

Bu arada yolunuz Cunda Adasına düştüğünde meydanın sahil tarafında bulunan ve  Lokma İmparatoru Saki' nin  meşhur lokmasından tatmayı  unutmayın sakın. Yok böyle bir tat...Bu arada iki kişilik lokma fiyatı 5 Tl. İnanılmaz ama gerçek...Biz İstanbulda her şeyin 3 katını ödemeye alışkın olduğumuz için parayı verirken ısrarla "iki porsiyon "diye belirttik yine de.... Adam bize "15 TL" diye söylese normal gelecek... O kadar alışkınız fazla para ödemeye yani........


Lokma İmparatoru

Veeee Ayvalıkta 2. günün sonuna geldik. Bu arada özel olarak anlatılmayı hak eden 2 yer var ki onları ayrıca anlatacağım. Konakladığımız otel Butik Sızma Han ve iki gece yemek yiyip eğlendiğimiz Maksad'ı Muhabbet. Her ikisi de ayrı bir yazıyı hak ediyor. Maksad'ı Muhabbet Ayvalık ve Grup Tirhandil yazım ile Ayvalık Butik Sızma Han yazılarımı ayrıca okumanızı şiddetle tavsiye ederim.

Ayvalıkta 3. günümüz... Hadi bari bir plaja gidelim dedik. Fakat hava o kadar rüzgralıydı ki gittiğimize pişman olduk. O kadar dalgalı denizde yüzmek benim gibi küçükken boğulma tehlikesi geçirip sonra yüzmeyi silah zoruyla öğrenmiş biri için fazla atraksiyonlu geldi. O nedenle güneşlenmeyi tercih ettim,kitap okudum ve huzuru dinledim....Huzur "acaba buraya mı yerleşsen" dedi....

Ayvalıkta bir sürü plaj var. En meşhurları  Ayvalık'ın Küçükköy ilçesinde bulunan  ve ilçeye 8 km uzaklıkta bulunan Sarımsaklı, devamında bulunan Badavut, (Şahinkaya), kuzeyde bulunan Armutçuk, Cunda adası yolu üzerinde Duba mevkii ve Cundanın çevresindeki doğal plajlar.

Şeytan Sofrası

Ayvalık ilçe merkezine 8 km uzaklıkta bulunan şeytan sofrasına Sarımsaklıya doğru giderken Şeytan Sofrası tabelasını gördükten sonra yaklaşık 1 km lik bir yokuşu çıkarak ulaşabilirsiniz.

Yüksek bir kayanın tepesinde bulunan Şeytan Sofrası aslında eski bir lav birikintisidir. Buradaki ayakizi şeklindeki çukurun Şeytan'ın Ayak izi olduğuna inanılmaktadır.

Şeytan sofrasına mutlaka gün batımına yakın bişr saatte gidin ve gün batımını izleyin...



Şeytan Sofrasında Gün Batımı


Ayvalıkta Yapmadan Dönmeyeceğiniz 7 Şey

1-Ayvalık Sokaklarında amaçsızca gezin

2-Bir akşam Maksad'ı Muhabbet Ayvalıka gidin, muhteşem mezelerinden tadın, bence rakı için ve grup Tirhandil'in Yunanca ve Türkçe müzikleri ile eğlenin. ( Ama Maksad ı Muhabbete Ayvalığa ilk gittiğiniz gün gidin derim, ben çünkü ertesi gece tekrar gitmek isteyeceğiniz garanti)

3-Şeytan Sofrasında gün batımını izleyin...

4-Cunda Adasına gidin ve sevimli sokaklarında dolaşın, Taksiyaris Kilisesini/ Ayvalık Rahmi Koç    Müzesini ve Sevim-Necdet Kent  Kitaplığını gezin

5-Eski tadı vermediği söylense de Taş Kahve de kahve için

6-Lokma İmparatorundan lokma yiyin

7-Tekne ile adalari dolaşın

Veee geldik son güne...Sabah uyandık ve baktık hava yine rüzgarlı. Nasılsa arabamız var birazda dağ tepe gezelim dedik ve vurduk kendimizi yine yollara...Kozak yaylasını ararken Aşıklar Şelalesini bulduk...E bunlarda başka bir yazı'nın konusu olsun....

Arkadaşlarım çoook uzun yazdığımı söylüyorlar. Ne yapayım elimde değil tutamıyorum kendimi...Aklıma geleni yazıyorum...Seviyorum yazmayı...

Bu arada Ayvalık fotoğraflarımı instagram sayfamdan takip edebilirsiniz
















.



8 Temmuz 2016 Cuma

CUMALIKIZIK

Bu sene temmuz ayının ilk haftasına denk gelen Ramazan Bayramı nedeniyle tüm  İstanbul halkı hazır bir yerlere  gitmişken tenha  İstanbul’un tadını çıkarmak amacıyla kendimi sakin İstanbul sokaklarında dolaşmaya programlamıştım.  Arkadaşım Aysun, bayram nedeniyle ailesinin yanına Yalova’ya gidince, nerden çıktı bilinmez, birden aklımıza Cumalıkızık köyüne gitmek geldi. En son 10 sene önce gitmiştim Cumalıkızık’a... Bakalım bu sefer neler değişmiş dedim ve yola çıktım.
Aysun  Yalova’da olduğu ve akşam da onun arabası ile döneceğimiz için Bostancı’dan deniz otobüsü ile Yalova’ya gittim. Bence çok da iyi yapmışım ama siz direk Cumalıkızık’a gidecekseniz  Pendik’ten Mudanya deniz otobüsüne binmek çok daha mantıklı bir hareket olacaktır. Bu arada Yalova - Bostancı bilet ücreti 9 lira ama promosyon yapmışlar, 5 liraya aldım. İstanbul’da yaşayan herkes gibi her şeye fiyatının çok üstünde  para ödemeye alışkın olduğum için,  son ana kadar nedense ek bir ücret ödemeyi bekledim ama valla Bostancıdan Yalovaya 5 liraya gittim. Komik hakikaten.
Cumalıkızık’a Yalova üzerinden araba ile gidecekseniz yol yaklaşık 1 saat sürüyor, eğer Mudanya’dan gidecek olursanız deniz otobüsünden indikten sonra Cumalıkızık köyüne giden dolmuşlara binebilirsiniz.
Cumalıkızık köyünün tarihi 1300’lü yıllara dayanıyor. Uludağ etekleri ile vadi arasına sıkışıp kalan köylere “Kızık köyleri” deniliyormuş. Cumalıkızık da bu Kızık köylerinden biri. Bir rivayete göre diğer Kızık köylerinin sakinleri cuma namazını bu köyün kurulduğu yerde kıldıkları için “Cumalıkızık” adını almış. Bir diğer rivayet ise köy cuma günü kurulduğu için Osman Bey köyün adının Cumalıkızık olmasını istediği şeklindedir...
Cumalıkızık köyünde  Osmanlı mimarisinden izler taşıyan evler kerpiç, moloz, taş ve ağaçtan yapılmış ve oldukça iyi korunarak günümüze kadar gelmiştir. Mavi, mor, sarı ve beyaz renkteki evler 3 katlı olup, giriş kapılarındaki genellikle dökme demirden yapılmış tokmaklar bulunmaktadır. 




Cumalıkızık' ın Osmanlı mimarisinin izlerini taşıyan renkli ve sevimli evleri 

Kapı tokmakları dökme demirden yapılmış

Sokaklar kaldırımsız ve çok dar ve bir o kadar da sevimli. 

Cumalıkızık' ın dar ve sevimli  sokakları

Cumalıkızık sokaklarında kaldırım yok

Cumalıkızık köyü 2014 yılında Unesco Dünya Mirası listesine girmiş.

 
Cumalıkızık Unesco Dünya Mirası Listesinde

Köy meydanında köy hayatına ait eşyaların sergilendiği  etnografya müzesi var fakat o kadar kalabalıktı ki o kalabalıkta çok fazla hareket edemediğim için müzeye de giremedim. Bu nedenle en kısa zamanda bir kez daha mümkünse hafta arası bir günde tekrar gideceğim. Tek minareli bir köy camisi, Zekiye Hatun çeşmesi ve caminin yanındaki  hamamı Osmanlı döneminden kalmıştır. Fotoğraflarda maalesef çeşmeyi göremeyeceksiniz çünkü kalabalıktan fotoğrafını çekmek mümkün olmadı. Dedim ya bir daha ki sefere artık…
Köyde arabayı zar zor yer bulduğumuz otoparklardan birine park ettik ve köyü dolaşmadan önce Sultan Kahvaltı Evinde güzel bir kahvaltı ettik. İsterseniz yemek de yiyebilirsiniz ama ben 24 saat kahvaltı ile yaşayabildiğim için başka bir seçeneği düşünmedim bile.Fotoğrafta gördüklerinize ek olarak sahanda yumurta, gözleme ve peynirli patates geliyor çeşit olarak.Bu arada çay enfesti, belirtmeden geçemeyeceğim.

Sultan Kahvaltı Evi

Kahvaltımızı edip, çayımızı içtikten sonra  köyün sokaklarında hayran hayran evlere bakıp, acaba böyle bir yerde yaşasak ne kadar sürede sıkılırız ya da hiç sıkılmadan sonsuza kadar yaşayabilir miyiz gibi sorulara cevap araya araya gezdik daha doğrusu gezmeye çalıştık çünkü Cumalıkızık’taki kalabalığı size anlatamam. Daracık sokaklarda kalabalıkta yürümek bayağı zor oldu.

Cumalıkızık ın sevimli evleri 
Bu gezinin benim için bir önemi de her zamankinin aksine Iphone yerine evde duran fakat kullanmaya cesaret edemediğim Nikon fotoğraf makinesi ile fotoğraf çekiyor olmamdı. Fakat o kalabalıkta biraz da acemi olmam nedeni ile itiraf ediyorum epey bir zorlandım. Ama yılmadım gördüğünüz fotoğrafları çektim. Sokak aralarında dolaşırken bulduğumuz park kafede sade Türk kahvemizi de içtikten sonra köyden ayrıldık. Yolda bir daha ki sefere hafta arası gelip sakin sakin gezmeye karar  verdik. Öyle ya, daha çeşmenin fotoğrafını çekemedim. Tekrar gelmek şart yani.

Cumalıkızık’ta aşağıdakileri yapmadan dönmeyin:

1-Güzel bir serpme köy kahvaltısı ısmarlayın kendinize. Kişi başı 30 TL.
2-Meydandaki hediyelik eşya ve yöresel ürünler satan tezgahlardan alışveriş yapabilirsiniz.
3-Köy kadınları tarafından evde yapılmış olan ahududu reçelinden almadan dönmeyin.
4-Etnografya müzesini mutlaka gezin.
5-Kahvenizi köyün meydanının  biraz yukarısında bulunan Mavi Boncuk kahvede için.


Cumalıkızık da hediyelik eşya tezgahlarından bolca var

Evde yapılmış yöresel ürünlerden almadan dönmeyin


Mavi Boncuk Kahvesi
Mavi Boncuk Kahve'nin sevimli dekorasyonu

Mavi boncuklarla yönlendirme yapılması  hoş bir detay olmuş


Bu arada eğer hafta sonu veya resmi tatil günlerinden birinde özellikle de arabanız ile gidecekseniz mümkün olduğu kadar erken gidin çünkü otoparklarda yer bulmak hakikaten işkence olabiliyor.

Arabanız büyükse arabanızı köyün dışında bırakın çünkü sokaklar dar olduğu için manevra yapmak zor olabiliyor.
Cumalıkızık köyünü gezmek için bence bir yarım gün yeterli. Çok kalabalık olmasa köy havasını içinize çekerek gezmek bir yerlerde oturup kitap okumak zevkli olur ama dedim ya o kadar kalabalık ki bir süre sonra insan sıkılıp köyden çıkmak istiyor. Bu nedenle eğer vaktiniz varsa hafta arasını tercih edin derim ben.


Bu arada son bir bilgi: Haziran ayında “Ahududu Şenliği” yapılıyormuş. Ben defterime not ettim. Artık seneye bir de bu Ahududu Şenliği için gelmek şart oldu.

Son bir not: Gezi fotoğraflarımı instagram sayfamdan da takip edebilirsiniz. 

11 Haziran 2016 Cumartesi

LOS ANGELES'I GEZMEYE DEVAM.........


Geldik Los Angeles maceramızın son gününe...

Tabi ki Los Angelesa gelip Hollywoodu görmeden dönmek olmaz. Bizde güzel bir kahvaltı sonrası atladık arabamıza ve koyulduk yola. Pazar olduğu için yollar da pek trafik yoktu. Bir de pazar olmasının bir iyi yanı otoparklarda yer bulmak zor değil ve üstelik de indirimli.(Yurtdışında hele de kendi paranızın yaklaşık 2.5-3 katını harcadığınız bir ülkede otoparktan bile edeceğiniz kar önemli oluyor.)


Hollywood, şehir merkezinden yaklaşık 13-15 km uzaklıkta. Daha önceki yazımda da bahsettiğim gibi LosAngeles özellikle de Hollywood hayal kırıklığına uğratabilir insanı. Bunun nedeni sanırım Hollywood o kadar parlatılmış ki hepimizde beklentiyi üst düzeye çıkarıyor ve görünce de hayal kırıklığı yaratıyor. Hollywoodda arabamızı parkettik ve Hollywood bulvarı ile Vine caddesi arasındaki meşhur Walk of Fame ya da Türkçe söylememiz gerekirse "Şöhretler Yolu"nun en başından, yani meşhur 4 kadından oluşmuş çardak (broşürlerde gazebo diye geçiyor.Türkçesi "balkon" ama ben pek benzetemedim) şeklindeki heykelin bulunduğu yerden başladık yürümeye.


İngilizce adıyla "Four Ladies of Hollywood" yani 4 adet kadın heykelinden yapılmış sütünlardan oluşmuş bu çardak şeklindeki anıt Hollywood daki çok kültürlü /etnik kadın sanatçıları temsil ediyor. Anıt 1994 yılında mimar ve tasarımcı Catherine Hardwicke tarafından paslanmaz çelikten yapılmış. Her bir sütun için Avrupa, Güney Amerika, Afrika ve Asya kökenine sahip Amerikalı bir kadın oyuncu belirlenmiş.

Four Ladies of Hollywood


"Yıldızlar" ya da "Şöhretler" yolu yada İngilizce bilinen adıyla "Walk of Fame" de yürümek Los Angeles da yapılmazsa olmazların başında geliyor. Etrafta tabii ünlüler yok ama ünlülerin kılığına bürünmüş benzerleri var. İsterseniz para karşılığı fotoğraf çektirebiliyorsunuz ama şahsen hiçbir şeyin sahtesinden yana olmadığım için bu tarz bir fotoğraf çektirme eylemine hiç kalkışmadım. Aslında gerçekleri ile de fotoğraf çektirme sevdasını hiç anlamamışımdır ya neyse...


Walk of Fame ya da Şöhret Yolu... Yıldızlar 5 kategoriye ayrılmış.

10 Haziran 2016 Cuma

BURGAZ ADA



Doğma büyüme İstanbullu olup, üstüne üstlük tüm dünyayı gezmeyi kendine vazife edinmiş bir insan olarak bir de Erenköyde oturup, halen Burgazadaya gitmemiş olmak kesinlikle benim ayıbım.

Büyükada ve Heybeli adaya bir çok kez gitmeme rağmen, Burgaz adaya gitmek bir türlü kısmet olmamıştı. Gidememiş olmamın biraz da hafta sonu adalara gitmenin akşam trafiginde adım adım Boğaz Köprüsünü geçmek gibi bir şey olmasından, vapurların kalabalıklığından, deniz otobüsünün her aklınıza estiği saatte olmamasndan kaynaklanan bir sürü sebebi var. Neyse bu haftaya kısmetmiş sonunda gittim. Sevgili arkadaşım Aysunla konuşurken birden aklımıza geldi program yaptık ve yola çıktık.


Burgaz adaya hafta içi Kabataştan kalkıp Kadıköy, Bostancı üzerinden Kınalıada, Burgazada, Heybeli ada üzerinden Büyükadaya giden şehir hatları vapuru ile gittik. Bu güzergahı takip eden ilk vapur saba 06.50 de sonra 08.30 dan itibaren 11.30 a kadar bir saat ara ile vapur var. Daha sonra da var ama gerisini şehir hatlarının sayfasından bakabilirsiniz. Çünkü biliyorsunu tarifeler yaz, kış, hafta içi, hafta sonu değişebiliyor.


Yunanca adı Antigoni olan Burgazada 2 km genişliğinde Prens adalarının 3. büyük adası ve İstanbul 'un Anadolu yakasına 3 mil uzaklıkta.

Ada önce büyük İskender'in generali, Demetrios'un babası olan Antigone'nin adaya yaptırdığı ve kendi adı verilen kalenin adıyla anılmış sonra Yunanca kale/burç anlamına gelen Burgaz (Pyrgos) adını almış. Adanın en yakınındaki Heybeliada ile arasında 1 km lik bir boğaz var.
Burgazada da gezmek için bisiklet kiralayabilirsiniz. Ya da faytonla gezebilirsiniz. Ama yok ben böyle iyiyim illa her yere ayağım değsin diyorsanız, yürüyerek çok rahat adayı dolaşabilirsiniz.


Adanın sevimli küçük meydanı hemen kucaklıyor sizi



Biz başladık ada sokaklarında dolaşmaya... Evlerin şirinliği, çiçeklerin güzelliği hemen içine alıyor insanı.

Ada evleri


2 Ağustos 2015 Pazar

SANFRANCISCO'YA VEDA LOS ANGELES'A SELAM...............

San Fransisco gezimizi planladığımız şekilde sorunsuzca bitirmenin dayanılmaz hafifliği ile rotamızı Los Angeles'a çevirdik. Sanfransisco da son gün sabah erkenden kalktık. Zeyneple gidip arabayı teslim ettik. Sonra otele dönüp Öznurla buluştuk ve otelin yakınında bulunan ve daha önceden gözümüze kestirdiğimiz geleneksel kahvaltı menüsü olan restauranta gittik. Bagel, creamchese ve pancake den oluşan kahvaltımızı da yaptıktan sonra otele döndük, bavullarımızı aldık ve taaa sabahtan resepsiyona saat verip istediğimiz taksiye binerek havaalanına doğru yola koyulduk.....

Veee LOS ANGELES..........



Venice Beach de gün batıyor...........